Psikiyatri (Çocuk ve Ergen)

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi bölümünde 18 yaşın altında her yaştan çocuk ve gençlere poliklinik hizmeti verilmektedir. Poliklinikte çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından yapılan ruhsal durum muayenesi sonucunda tanı ve tedavi süreçleri yürütülmektedir. İhtiyaç durumunda çocuk ve ergen psikoloğu tarafından terapi görüşmeleri ve psikolojik testler yapılmaktadır.

Çocuk psikiyatri polikliniğine pek çok farklı sebeple başvuru olmaktadır; bunlar arasında en sık dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, öğrenme güçlüğü, konuşma gecikmesi, otizm spektrum bozukluğu, ergenlik dönemi sorunları ve ergenlik başlangıçlı bipolar bozukluk, depresyon, yeme sorunları ve travma sonrası uyum bozuklukları görülmektedir. Çocuk psikiyatrisi alanı sadece tanımlanmış klinik tabloları değil aynı zamanda yas, ailenin boşanması, kronik tıbbi hastalıkların getirdiği yükler, evlat edinme gibi ailelerin ve gencin destek ihtiyacı duyduğu pek çok konuyu kapsamaktadır.

Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ön planda çocuk ve gencin yararı göz önünde bulundurularak, gerekli durumlarda yataklı tedavi kararı, adli bildirimler, sosyal hizmetler ile iş birliği, okul yönetimleri ve rehberlik birimleri ile birlikte çalışma gibi konular bu bölümün kapsamı dahilindedir.

 

Otizm Spektrum Bozukluğu

Otizm Spektrum Bozukluğu DSM-V ‘te çocuğun sosyal iletişim ve ilişkilerinde kalıcı eksikler yaratan buna ek olarak katı ve tekrarlayıcı ilgi ve davranışlarda kalıcı eksiklikler yaratan çocuğun gelişiminin çok erken yaşlarında kendini gösteren bir spektrum bozukluk  olarak tanımlanmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu içinde kullanılan “spektrum” terimi, geniş bir yelpaze üzerine yayılmış semptomları ve semptomların derecesini ifade eder. Hem genetik hem de çevresel faktörlerin bu bozukluğa sebep olduğuna dair çalışmalar devam etmektedir.

Erken tanı ve tedavi  bu hastalıkla ilgili oluşacak olası sorunları azaltmada önemlidir. Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ,Tikler ,Kaygı Bozuklukları, Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Depresyon gibi başka rahatsızlıklarla beraber görülme olasılığı yüksektir. Otizm Spektrum Bozukluğunu önlemenin herhangi bir tedavisi henüz yoktur. Fakat erken tanı ve müdahale  çocukların davranış, beceri ve dil gelişimine yardımcı olabilir ve akranları ile sosyalleşmesine yardımcı olabilir.

Otizm Spektrum Bozukluğunda kullanılan tedavi yöntemleri başlıca: İlaç desteği, davranış iletişim ve eğitsel terapiler, ailenin ve çocuğun çevresinde bulunan kişilerin (örneğin: okul ve akranları vb) çocuğun ihtiyaçlarına dair doğru yaklaşım konusunda bilgilendirilmesi, ev ortamının çocuğa göre düzenlenmesi diğer ruh sağlığı bozukluklarında anksiyete ve depresyon gibi doktor, psikolog ve çocuğun rehber öğretmeni ile sürecin takibinin yapılıyor olmasıdır.

 

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu büyük bir oranda genetik faktörlerden etkilenen çocukların  %7-%10’unda yetişkinlerin ise %4’ ünde  görülen bir rahatsızlıktır. 

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Çocuğun dikkatini verme ve dürtülerini kontrol etme becerisinde bozulma

Normal gelişen çocuklara kıyaslandığında dikkatini verme ve dürtü kontrolü becerisinin önemli ölçüde  az olması

Sosyal ve akademik beceri fonksiyonlarında bozulmaların olması gibi birçok zorluğa yol açar. Semptomların bazıları 12 yaşından önce ortaya çıkar. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite çocuğun hem dikkatini verme hem de dürtüsel/hiperaktif belirtiler bir arada bulunduğunda tanımlanır.

Dikkatsizlik/Dikkat etmeme: Bu beceride yaşanılan zorluğun direkt olarak çocuğun sosyal ve akademik faaliyetleri üzerinde etkisi vardır. Başlıca örnekleri: Detaylara dikkatini vermede buna ek olarak ödevlerde/işte ve diğer faaliyetlerde özensiz hatalar yapma, Bir faaliyette dikkatini sürdürmekte zorlanma, Direkt konuşulduğunda dinlemiyor gibi görünme, Eşyalarını ve ödevlerini sıklıkla kaybetme, Dış uyaranlar örneğin bu bir korna sesi veya birinin bir konuşması ya da görsel bir uyaran olabilir dikkatin kolay dağılması.

Hiperaktivite/Dürtüsellik: Bu beceride yaşanan zorluğun direkt olarak aynı şekilde çocuğun sosyal ve akademik faaliyetleri üzerinde etkisi vardır. Başlıca örnekleri: El ve ayaklarda kıpırdanma ve yerinde duramama hali, Uygunsuz durumlarda koşuşturma ve tırmanma hali, Serbest zamanlarda sakin durabilme ve uyum sağlamada yaşanan zorluk, Aşırı konuşma hali, Soru tamamlanmadan cevabı ağzından kaçırma (Karşı tarafın cümlesini tamamlama, konuşmanın ya da sohbetin ona dönmesini bekleyememe vb.), Bir restoranda ya da toplantıda uzun bir süre kalamama haline ek olarak karşı taraftaki kişi için bu kıpır kıpır halin takip edilmesinin güç olması.

 

Özgül Öğrenme, İletişim ve Motor Bozuklukları

İletişim, özgül öğrenme ve motor bozukluklar olumsuz duygulanımı, çarpıtılmış ve işlevi bozulmuş düşünceleri, öğretmenler veya klinisyenler tarafından fark edilen kabul edilmesi güç davranışları içeren bozukluklardır. Özgül öğrenme güçlüğü ise okumada, matematikte veya yazılı ifadelerde çocuğun mevcut performansı ile yaşıtlarınınki arasında yaşanan uyumsuzluk olarak tanımlanmaktadır.

Öğrenme güçlüğü ilkokul seviyesinde başlamaktadır. Öğrenme güçlüğünün fark edilme kısmı ise çocuğun harfleri hecelemede zorlanması, dilin dil bilgisi kurallarına  uygun yazamama, paragraf yazılarının organizasyonsuz olması; hesaplama, sayı algısı, matematiksel konseptleri anlamada güçlük olarak kendini gösterir. Öğrenme güçlüğü içinde planlama ve dikkati içeren yürütücü işlevlere dair bozukluk buna ek olarak dil odaklı bozukluklar bulunur. Öğrenme güçlükleri üç kategoride incelenir; okumada bozulma, yazılı ifadelerde bozulma ve matematiksel beceri alanında bozulma. Okumada bozulma genelde disleksi olarak tanımlanır. Günümüzde özgül öğrenme bozukluğunun tedavisinde etkinliği kanıtlanmış herhangi bir ilaç tedavisi yoktur.Tedavide önemli olan yaklaşım bireye özgü planlanmış özel eğitim programlarıdır. Ayrıca akranları ile beraber kendi sınıfında, sınıf içi destek programları ve zorlandığı dersler ile ilgili takviye,  ek dersler verilmesi gerekir. Okul öncesi dönemde erken belirti gösterirse (tanı konulmasa da) çocuğun bilişsel, kavramsal, ince ve kaba motor becerilerine yönelik destekleyici erken müdahalelerle desteklenmesi gerekir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Anksiyete Bozukluğu

Anksiyete Bozuklukları genellikle 10 yaş ve öncesinde başlamakta olup çocuk ve ergenlerde en yaygın psikiyatrik bozukluklar arasındadır. Bu dönemde ortaya çıkan kaygı ve korkular geçici hafif semptomlardan tam gelişmiş anksiyete bozukluklarına kadar şiddeti değişebilir.

Anksiyete Bozuklukları çocuk ve ergenlerin okul ve sosyal hayatında önemli derecede bozulmalara sebep olabilir. Anksiyete aslında bebeklik ve çocukluk döneminde beynin tehlike durumlarında hayatta kalabilmesi için geliştirdiği bir savunma sistemidir. Yani anksiyete tipik olarak patolojik değildir. Ancak bireyin anksiyete durumu sık ve şiddetli hale gelmeye başladığında kişinin işlevselliğini bozduğunda ve kaçınma belirtilerine sebep oluyorsa anksiyete bozukluğundan söz edilebilir. Yetişkinlere kıyasla çocuklarda normal ve patolojik anksiyete ayrımı yapılması zor olabilir çünkü çocuk doğası gereği birçok geçici kaygı ve korkular yaşar. Okul öncesi dönemde çocuğun bakım verenden ayrılırken yaşadığı ayrılma kaygısı buna örnek gösterilebilir. Bu nedenle çocuklarda anksiyete bozukluğuna dair bir değerlendirme yapılacaksa eğer çocuğun biliş,dil becerileri ve duygusal gelişimi ile normal gelişim gösteren çocukların gelişimsel süreçlerindeki farklılığa bakarak değerlendirilir. Anksiyete Bozukluklarının sebebi araştırıldığında karşımıza çıkan sonuç, tıpkı diğer psikiyatrik bozukluklarda olduğu gibi genetik ve çevresel etkenlerden kaynaklandığı görülür. Örneğin Anksiyete Bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında anksiyete bozukluğu çıkma ihtimali bu tanı grubunda olmayan ebeveynlerin çocuklarından risk oranı olarak daha yüksektir. Buna ek olarak çevresel faktör olarak da ebeveyn tutumları, sosyal öğrenme yolu ile çocuğun öğrendiği bazı rol model yapıları da bunda etkili olduğu düşünülür. Diğer bir risk faktörü ile ilgili yapılan çalışmalarda çocuğun mizaç faktörünün de etkili olduğu yönündedir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Yeme Bozuklukları

Yeme Bozuklukları çocukluk ve özellikle ergenlikte görülebilen oldukça ciddi bir hastalıktır. Yeme Bozuklukları sekiz alt gruba ayrılmıştır. Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza, tıkanırcasına yeme bozukluğu, pika, geri çıkarma bozukluğu, kaçıngan yiyecek alımı bozukluğu, tanımlanmış diğer bir yeme bozukluğu ve tanımlanmamış diğer bir yeme bozukluğu. Yeme Bozuklukları diğer psikiyatrik hastalıklara kıyasla daha yüksek oranda kronikleşme ve olumsuz sonuçlara yol açma eğilimindedir. Yeme bozuklukları 10-14 yaş erken ergenlik döneminde alevlenmektedir, fakat bu yaş grubunda Yeme bozukluğu sıklığı çok düşüktür. Cinsiyete bakıldığında ise kızlarda görülme oranı erkeklere kıyasla %13 daha fazladır.Yeme bozukluklarının nedeni tam bilinmese de gelişimsel, genetik, nörobiyolojik ve psikososyal faktörler üzerinde durulmaktadır. Genetik olarak akrabalarında Yeme Bozukluğu olanların 7-12 kat daha fazla risk taşıdığı ve bu sebeplede genetik faktörlerin ön planda olduğu düşünülmektedir.

Buna ek olarak da kilo ile ilgili dalga geçilme, dış görünüm ile ilgili kıyaslamalar ve zayıf olmakla ilgili sosyal baskılar hastalığın sebeplerine bakıldığında her iki cinsiyette de bozulmuş yeme davranışına neden olmaktadır.

Çocuklarda yeterli gıda alımı ve yeme davranışının oluşturulması sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel gelişimlerini önemli derecede etkilemektedir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Duygudurum Bozuklukları

Duygudurum bozukluğu belirtilerinin yaşamın erken dönemlerinden itibaren başlayabileceği ve ilk atakların büyük bir kısmının erişkinlikten  önce ortaya çıkabildiğini düşündürmektedir. Günümüzde çocuk ve ergenlerin de erişkinlere benzer şekilde depresyon tanısını karşılayabileceği fakat yaşla ilgili alternatif görünümlerinin olabileceği kabul edilmektedir.Bu alternatif görünümler örneğin çocuğun yaşına uygun olan beklenen kilo alımının olmaması gibi.

Çocukluk Çağı Depresyonunda klinik görünüm genel olarak yetişkin depresyonuna benzemekle birlikte çocuğun yaşı fiziksel duygusal bilişsel ve sosyal gelişim basamaklarına bağlı olarak farklı bulgular da gözlenebilmektedir. Ergenlik öncesi çocuklarda melankolik semptomlar, sanrılar ve intihar girişimleri daha az görülmektedir. Ayrıca çocuk ve ergenler depresif duyguları dile getirmek yerine gergin ve stresli olma hali, öfke patlamaları, bedensel yakınmalar veya toplumdan kendini soyutlama gibi de ifade edebilirler. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde dilin etkin kullanımı yeterince gelişmediği için uyku bozukluğu, huzursuzluk, çevreye yönelik ilgisizlik,sosyal içe çekilme ve büyüme gelişme geriliğini içerebilir. Çocuklarda duygudurum bozukluklarının nedeni incelendiğinde ailesel ve kalıtımsal etkenlerin yanı sıra biyolojik ve psikososyal etkenlerin de rol aldığı görülmektedir. Çocuklarda hafif-orta şiddette depresif semptom ve sendromların tedavisinde ilk olarak psikoterapötik girişimlerin uygulanması önerilir yeterli düzelme sağlanamayan ve kendine zarar verme düşüncelerinin eşlik ettiği olgularda psikososyal ve farmakolojik tedaviler kombine olarak uygulanır.

Bipolar Bozukluk tanılı erişkin hastaların önemli bir kısmında bozukluğun çocukluk ve ergenlikte başladığının saptanmasıyla birlike çocuk ve ergenlerde bipolar duygudurum bozukluğunun önemi artmıştır. Bipolar Bozukluğu olan çocuklarda erişkinlerdeki gibi yükselmiş duygudurum, uyku ihtiyacında azalma, düşünce akışında hızlanma görülmekle birlikte çocuklar bu durumu yetişkinlerden daha farklı ifade ederler. Bipolar bozukluk ergenlikten önce nadir görülür ve kendine özgü bir şekilde seyreder. Çocuk ve ergenlerde depresyon tedavisinde olduğu gibi Bipolar Bozukluğun tedavisinde de farmakolojik tedavi, psikososyal müdahaleler veya kombine tedavi uygulanabilmektedir. Son olarak, çocukluk çağında bir psikopatoloji belirtisi olarak işlevi bozan  irritabilite (gergin ve huzursuz olma hali) ise Bipolar Bozukluk ve Depresyon dışında DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), karşı olma-karşı gelme bozukluğu, Otizm Spektrum Bozukluğu,Yaygın Anksiyete Bozukluğu gibi pek çok farklı çocukluk çağı ruhsal bozukluğunda da görülebilir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Erken ve Çok Erken Başlangıçlı Şizofreni

Şizofreni düşünce, algı, duygudurum, davranış ve sosyal işlevsellik alanlarında ciddi bozulma ile tanımlanan klinik bir hastalıktır. Genellikle genç ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde başlayan hastalık çocuklarda nadir görülmektedir.Şizofreni 18 yaşından önce başladığında erken başlangıçlı şizofreni ve 13 yaşından önce tanı aldığında çok erken başlangıçlı şizofreni olarak adlandırılır.

Çocukluk çağı başlangıçlı  şizofreni nadir görülen bir bozukluktur. Yapılan çalışmalara göre olguların yalnızca %1’i 10 yaş öncesi başlangıçlıdır. Klinik hastalarla yapılan bir başka çalışmada da şizofreni olgularının %10’unun 14-20 yaşları arasında ve %42’sinin 21-30 yaşları arasında başladığı görülmektedir. Genetik etkenlere bakıldığında ise şizofreni tanılı kişilerin birinci derece akrabalarında hastalığın görülmesi diğer toplumsal örnekleme göre 5-20 kat daha fazladır. Buna ek olarak genetik yatkınlığın etkilerinin çevresel bazı etkiler altında kalındığında (örneğin göç, savaş, ekonomik kriz gibi kitleleri etkileyen olaylar da olabilir veya iş değişikliği, taşınma, bir yakınının kaybı gibi bireysel hayat olayları da olabilir). Şizofreni için ailesel yüksek risk taşıyan bir çocuğun sağlıklı bir ortamda büyümesi koruyucu işlev görebilir.

Erken başlangıçlı Şizofreni yıkıcı etkileri olan ağır bir hastalıktır ve güçlü bir tedavi planının gecikmeden uygulanabilmesi için tanının kesinleştirilmesi önemlidir. Çocuk ve Ergenler için  uygun tanısal araçlar psikofarmakolojik ve psikoterapötik müdahaleler geliştirilmesi hastalığın seyri için önemlidir.

 

Ergenlerde Alkol ve Madde Kullanım Bozuklukları

Ergenlik döneminde madde  kullanımının bireysel faktörleri arasında, içe dönüklük  ve dışa dönük davranışlar ile belirli bir psikopatolojiler önemli yer  tutmaktadır. Anksiyete, Depresyon, Davranım Bozukluğu, Antisosyal Kişilik Bozukluğu gibi her iki durumda da madde kullanım riski yüksektir buna ek olarak da DEHB ile madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki vardır. 

Madde kullanımı ile ilgili yapılan araştırmalara göre madde kullanma davranışı en çok ergenlik döneminde başlamaktadır. Bununla birlikte madde kullanım yaşı ne kadar erken dönemde başlarsa hastalığın şiddeti de o kadar artmaktadır.Gençlerin madde tercihleri ve madde kullanım sıklıkları zaman içerisinde de değişiklik gösterebilmektedir. Kimi zaman çok tercih edilen bir madde yerini başka bir maddeye bırakır. Ergenlik dönemi sadece madde kullanımı için değil davranış sorunları açısından da kritik bir dönemdir. Bu dönemde birçok değişiklik bir arada görülür. Bağımsızlık kazanma akran gruplarına dahil olma akran grupları içinde popüler olma isteği ebeveynden ayrılma beden imajının önemsenmesi bu dönemin özellikleri arasında sayılabilir. Bu gelişimsel özellikler sigara, alkol ve madde kullanımını artırabilir. Madde kullanımı olan ergenlerin ailelerinin çocuklarının neden madde kullandıkları sorusu klinisyene en sık yöneltilen soruların başında gelmektedir. Aileler bazen kendilerini, bazen ergeni, bazen yasaları, bazen de çevreyi bundan sorumlu tutar. Burada birçok açıdan sorgulama yöntemi ele alınmalıdır. Düşük benlik saygısı, davranış kontrolü becerilerinde zayıflık ve düşük özgüven madde kullanımına yol açan psikolojik faktörlerdir. Erkek cinsiyet madde kullanımı açısından da risk faktörü olarak karşımıza çıkar. Anne karnında sigara alkol ve madde kullanımına maruz kalmış bebekler de risk faktöründedir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Tik Bozuklukları

Genel anlamıyla tikler ani hızlı ritmik olmayan tekrarlayıcı birtakım hareket ve sesler olarak tanımlanmaktadır. Farklı kas gruplarını içeren hemen her türden istemli hareket ya da ses tik olarak karşımıza çıkabilir. 

Tikler istemli olarak basıtırabilseler de bu durum daha şiddetli ve patlayıcı şekilde ortaya çıkmalarına yol açabilmektedir. Tikler kendi içinde basit tikler ve kompleks tikler olarak ayrılır.Bireyin kendilik algısı toplumsal kabulü yanı sıra aile, akademik ve meslek hayatı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilen geçici ya da süreğen bir nörogelişimsel patoloji içeren bir tanı grubudur. Tikler genellikle yaşamın ilk on yılında (3-6 yaş civarında) göz kırpma , burun çekme  , basit motor hareketler şeklinde ortaya çıkar.Tiklerin en yoğun olduğu dönem genellikle 7-15 yaş aralığına denk düşer. Genç yetişkinliğe geçişle beraber yoğunlukta azalma gözlemlenir. Tik bozukluklarının nedeni araştırıldığında genetik, nörokimyasal, nöroanatomik, immonolojik ve çevresel faktörlerin etkileşiminin bir araya getirdiği bir nörogelişimsel bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite , Obsesif Kompulsif Bozukluk, Özgün Öğrenme Güçlüğü, Tik Bozuklukları ile birarada görülebilir.

 

Çocuk ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

OKB, obsesyon ve/veya kompülsiyonlarla kendini gösteren kişiye belirgin sıkıntı ve kaygı veren buna ek olarak işlevselliği olumsuz olarak etkileyen bir bozukluktur.

Obsesyonlar: Tekrarlayıcı, girici, istenmeyen düşünceler, imgeler ve dürtülerdir.

Kompulsiyonlar: Obsesyonların neden olduğu sıkıntı ve kaygıları azaltmaya yönelik yapılan tekrarlayıcı davranışlardır veya zihinsel uğraşlar olarak tanımlanır.

Çocuk ve Ergenlerde en sık görülen takıntılar kirlenme ( %40), kötü birşey olacak düşüncesi (%24),  simetri-düzen takıntısı (%17),  dini takıntılar (%13) , yasak-saldırgan düşünceler, görüntüler, ve dürtüler (%4) ve kendine zarar verme korkusu (%4) olarak tanımlanmıştır. En sık kompülsiyonlarda aşırı el yıkama ve banyo yapma (%85), tekrarlayıcı rutinler (%46), kontrol etme (%26), dokunma (%20), sayma (%18) olarak gösterilmiştir. Çoğu çocuk-ergende obsesyon ve kompulsiyon bir arada görülmektedir.

OKB’nin genetik, biyolojik ve çevresek risk faktörlerinin bir araya gelmesi sonucunda oluştuğu düşünülmektedir. Tedavi kısmında ise psikoeğitim ve aile danışmanlığı içeren Bilişsel-Davranışcı yaklaşım ilk tedavi seçeği olarak kabul edilmektedir. Farmakolojik destek ve güçlendirme tedavisi de beraberinde OKB ‘nin tedavisi yapılabilir.

 

DEĞERLENDİRME TESTLERİ

Bilişsel Değerlendirme Testleri

Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği-4

(Wçzö-4 / Wısc-4) Nedir ve Ne işe yarar?

Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği-IV , 6 yaş 0 ay ile 16 yaş 11 ay arasındaki çocukların zihinsel becerilerini ölçmeye yarayan Türkiye`de en güncel olarak kullanılan zekâ testidir. Buna ek olarak çocuğun güçlü ve zayıf zihinsel becerileri hakkında ipuçları vermektedir. WISC-IV sonucu sayesinde ulaştığımız verilerle, çocuğun zihinsel faaliyetlerinin yaşıtlarının ne kadar gerisinde veya ilerisinde olduğunun öğrenilmektedir. Üstün zihinsel potansiyele sahip çocuklar için farkındalık oluşturur ve çocuğun yüksek yararı gözetilerek ona uygun destek alanları oluşturulur.  Diğer yandan geliştirilmesi gereken zayıf zihinsel becerilere yönelik uygun destek programlarının vakit kaybetmeden hazırlanması sağlanabilmektedir.

WÇZÖ-4 / WISC-4 ‘ün içeriği nedir ?

WISC-IV, 4 zihinsel beceri kümesine dağılmış olan 10 temel ve 5 yedek olmak üzere toplam 15 alt testten oluşmaktadır. Dört zihinsel beceri kümeleri şu şekilde ayrılmıştır:

  1. Sözel Kavrama
  2. Algısal Akıl Yürütme
  3. Çalışma Belleği
  4. İşlemleme Hızı 

Testin uygulama süresi çocuğa bağlı olarak 90 ila 120 dakika arasında değişmektedir.Uygulama sürecinde çocuğun ihtiyaç ve performansına bağlı olarak kısa bir mola verilebilmektedir.

Raven İlerleyici Matrisler Testi:

Analitik irdeleme, problem çözme, soyutlama, düzenli düşünme, zihinsel faaliyet hızını akademik başarı ya da sözel yetenekten bağımsız olarak ölçer. Standart test beş sete ayrılmış 60 soru içermektedir ( A, B, C, D, E) ve her set 12 sorudan oluşmaktadır. Ilk setteki ilk soru oldukça açıktır. Daha sonraki sorular ise giderek zorlaşmaktadır. Hem yetişkin hem çocuklar için uygulanabilir.Testin ortalama süresi 45 dakikadır.

Bender-Gestalt II Görsel Motor Algı Testi

4-85 yaş arası bireylere uygulanır. Başlangıç yaşı 4-7 yaştır.Sonraki yaş grubu için farklı kartlar uygulanır.Nöropsikolojik bir tarama testidir.Düşük performans beyin hasarı nörolojik problemlere işaret edebilir. Buna ek olarak öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve zeka geriliği olan çocuklarda düşük performans görülebilir.

Moxo Dikkat Testi

Zamanlama becerisi dürtüsellik ve konsantrasyona dair çocukların performanslarını ölçmeye yarar.Diğer testlerden farklı olarak görsel ve işitsel çeldiriciler içerir. 6-12 yaş aralığındaki çocuklarda ve 13-65 yaş arası yetişkinlerde kullanılmak üzere hazırlanmış online bir testtir. Moxo dikkat testi DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tanısının konulmasında yardımcı olması nedeniyle de çokça tercih edilir. Moxo, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun dört ana belirtisi olan dikkat eksikliği, zamanlama problemi, dürtüsellik ve hiperaktivitenin ölçülmesini sağlar.

Tifaldi İfade Edici ve Alıcı Dil Testi

2-12 yaş arasındaki çocuklar için  dil gelişim düzeylerini ve dil gelişim sürecindeki aksaklıkları değerlendirmek amacıyla kullanılır ve uygulama süresi yaşa göre farklılık göstermekle birlikte her bir alt test için ortalama 20-25 dakikadır.

AGTE (Ankara Gelişim Tarama Envanteri)

Gelişim tarama envanteri çocuk 0-3 aydan başlayarak 48 - 72 aya kadar olan periyotlarda dil gelişimi, küçük kas gelişimi, büyük kas gelişimi, zihinsel becerileri, sosyal gelişimi ve öz bakım becerilerini inceler. AGTE, gelişim açısından gecikme ya da düzensizlik gösterme açısından risk altında olduğu düşünülen çocukların ve bebeklerin erken dönemde fark edilmesine imkan sağlar.

Denver II Gelişim Tarama Testi

0-6 yaş çocuklarının gelişimsel değerlendirilmesinde kullanılan bir tarama testidir.Olası gelişimsel sorunları saptamak amacı ile kullanılır. Kapsadığı kişisel-sosyal, ince motor, dil ve kaba motor alanlarda çocuğun kendi yaş grubundaki diğer çocuklarla karşılaştırılmasına bakılır.

 

Psikolojik Değerlendirme Testleri

Rorschach - TAT/ CAT

Projektif Testler özellikle Rorschach ve TAT (Tematik Algı Testi) psikiyatrik hastalara tanı koyma sürecinde ve uygulanacak terapinin ya da müdahalenin ne yönde olması gerektiğine karar vermeye yardımcı olan bir testtir. Rorschach ,10 adet karttan oluşan bir testtir ve 7 yaşından itibaren çocuk, ergen ve yaşlılara uygulanabilir.Kişiye göre testin süresi 20 dakika ile  1,5 saat arası değişir. Tematik Algı Testi (TAT), 14 yaş üstündeki kişilere uygulanır. Kişiye göre testin süresi 30 dakika ile 1 saat arasındadır. 30 karttan oluşur ve her kartta farklı bir resim vardır. Kişinin resme bakarak bir hikaye anlatması istenir. Child Apperception Test ( CAT), 3-10 yaş arasındaki çocuklara uygulanır. 10 adet çocuklar için düzenlenmiş resimden oluşur. Çocuğun resme bakarak bir hikaye oluşturması istenir. CAT çocuk değerlendirme ve terapi süreçleri için oldukça önemli ve sık kullanılan bir test aracıdır.

Draw a person ( DAT) / Bir insan Çiz

3 yaş üzeri çocukların sosyal-duygusal ve gelişimsel değerlendirmelerinde sık kullanılan bir projektif test yöntemidir. Test esnasında çocuğun yaptığı çizimler üzerinden değerlendirme yapılır ve sorular sorularak çizimin sözel olarak da zenginleştirilmesi sağlanır.

Louisa Duss Öykü Testi

10 adet yarım kalmış hikayelerden oluşur. Çocuklardan bu hikayeleri tamamlaması istenir. Süreye dayalı bir test değildir. Çocuğun, her biri farklı bir çözümleme üzerine hazırlanmış sorulara verdiği cevaplar üzerinden değerlendirme yapılır.

 

Psikoterapide Uygulanan Yöntemler

Nasıl çalışılmaktadır ?

Çocuk ve Ergen polikliniğine  başvuran hastalarla psikodinamik temelli bir psikoterapi uygulanmaktadır. Psikodinamik temelli oyun terapisi ve yüz yüze görüşmeler sağlanmaktadır. Görüşmeler 45 dk sürer. Seanlara vaktinde başlamak ve vaktinde bitirmek psikodinamik terapinin tekniklerinden biridir. Terapi sürecinde bir yandan da ebeveyn - çocuk/ ergen ilişkisine odaklanılır ve ebeveynler ile işbirliği içinde çalışılır. Her terapi ekolünde olduğu gibi psikodinamik psikoterapide de hasta hakları gereği gizlilik kuralı mevcuttur. Fakat çocuğun veya ergenin kendine ya da bir başkasına zarar verme durumunda bu gizlilik kuralı askıya alınır ve aile ile iletişime geçilir. Psikodinamik temelli psikoterapide kutu oyunları, resim-öyküler ve rüyalar üzerinde çalışılabilir.

Psikodinamik psikoterapinin kazanımları nelerdir ?

Psikodinamik psikoterapinin kazanımı sadece semptomları hafifletmek veya azaltmak değildir. Çocuk ve ergenin, ebeveynleri, arkadaşları ve sosyal çevresindeki insanlarla daha dengeli ilişkiler kurmasına ve benlik gelişimine destek olmaktır. Hastanın mevcut  davranışında ortaya çıkan bilinç dışı süreçlere odaklanılır. Psikodinamik terapinin hedefleri, danışanın geçmişinin şu andaki davranışları üzerindeki etkisinin anlaşılması, kendiliğin bilinmeyen yönlerinin keşfedilmesi ve iç görü kazanılmasıdır.

Psikiyatri (Çocuk ve Ergen) Doktorlarımız

  • Uzm. Dr. Fevzi Tuna Ocakoğlu

    Uzm. Dr. Fevzi Tuna Ocakoğlu

    Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Hekiminize Danışın

Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.
Bu alan zorunludur.