CALL CENTER:  444 50 52      
Super User

Super User

PRP (Platelet Rich Plasma) trombositten zengin plazma anlamına gelir. PRP yeni bir tedavi şeklidir. Ciddi bir riske sokmadan doğal yoldan kas-iskelet sistemi yaralanmaları, yıpranmaları ve hastalıklarının iyileşmesini sağlayacak bir çözümdür. Kan alyuvar, akyuvar, plazma ve trombositten meydana gelir.

Trombosit kanda bulunan üç hücre tipinden birisidir. Temel görevi, yaralanma meydana geldiğinde kan akımının durmasını sağlamak için bir tıkaç (pıhtı) oluşturmaktır. Bunu sağlayabilmek amacı ile trombosit hücresi içinde yoğun olarak onarıcı proteinler olarak adlandırabileceğimiz büyüme faktörleri (growth factors)  ve sitokinler içerir.

Hastanın kendi kanı alınıp mekanik uygulamalara tabii tutularak trombosit (platelet) yoğunluğunun arttırılması ile elde edilen preparat, PRP olarak adlandırılmaktadır. Uzun zamandır aktive edildikleri zaman trombositlerin büyüme faktörleri diye bilinen iyileştirici proteinleri salgıladıklarını biliyoruz. Büyüme faktörleri dokuları iyileştirir ve yenilerler. Ayrıca kök hücrelerini aktive ederler.

Buradan hareketle, kanımızda bulanan trombositlerin konsantrasyonunu artırarak doku iyileşmesini dramatik olarak hızlandıran büyüme faktörlerinden zengin bir karışım yapabiliriz.

prp1

PRP nasıl elde edilir ?
Hastadan damar yolu ile yaklaşık 20 cc kadar kan bu iş için özel olarak hazırlanmış pıhtılaşma önleyici ilaç ihtiva eden tüpe alınır. Alınan kan özel santrifüj işleminden geçirilir. Santrifüj işleminden sonra kanın trombosit dışındaki hücreleri tüpün dibine çöker ve üzerinde trombosit hücrelerinden zengin sarı renkli bir plazma sıvısı kalır.

Bu üstte kalan sıvının dip kısmında trombositlerin daha yoğun olduğu bölgeden her milimetre küpünde yaklaşık 1 milyon trombosit hücresi olan plazma enjeksiyonun uygulanacağı enjektöre çekilir. Son olarak enjeksiyon yapılmadan önce bu plazmaya trombositleri aktive edecek ilaç (kalsiyum klorür) eklenir. PRP artık kullanıma hazırdır ve bu aşamadan sonra bekletilmeden uygun teknikle uygulanacak bölgeye enjekte edilir.

PRP enjeksiyonu bir tür semptom baskılayıcı uygulama olmayıp hastalığın kendisini tedavi etmeye yönelik bir yöntemdir.

prp2

Konsantre trombositler dokuların tamir ve yenilenmesinde esas olan büyüme faktörleri gibi yüksek doz biyoaktif proteinlere sahiptir. PRP’nin kalitesi, trombositlerin yaşama kabiliyetine bağlıdır. PRP uzman bir ekip tarafından hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Çünkü PRP’nin hazırlama sürecinde trombositlerin canlılığının sürdürülmesi gerekir, aksi takdirde; canlılığını kaybeden trombositler aktive edilemez.

Aynı şekilde, PRP uygun şekilde hazırlanmazsa, trombositler erken aktive olur ve daha hazırlık safhasında büyüme faktörleri kaybolabilir. PRP ile yenilenen hücrelerin veya dokuların üç-boyutlu organizasyona adapte olmaları ve ekstrasellüler matriks oluşturmaları gerekir.

PRP’nin amacı, bedenin kendinde bulunan doğal iyileştirme yeteneği ile ileri teknolojiyi birleştirmektir.

Etkili olduğu hastalıklar

1. Eklem kireçlenmesi (Osteoartrit): Diz (gonartroz), omuz, kalça, boyun ve bel osteoartriti.
2. Omuz ağrıları: Rotator manşon yaralanmaları, tendinitler; tendon ve labral yırtıklar
3. Kronik plantar fasiit (topuk dikenli veya dikensiz)
4. Ön çapraz bağ yaralanmaları
5. Pelvik ağrı ve instabilite
6. Boyun ve bel ağrıları
7. Tenisçi ve golfçu dirseği
8. Ayak bileği burkulmaları
9. Tendinitler ve tendon yaralanmalarında
10. Bağ zorlanmaları
11. Meniskus yırtığı
12. Kas romatizması
13. Kırık iyileşme sorunları (kaynamama)
14. Sporcularda iyileşmeyen stres kırıklarının tedavisinde
15. Kas travması , yırtılmalar.
16. Kapanmayan bası yaraları

PRP nasıl etki eder?
Yumuşak doku hasarına vücudun ilk cevabı trombositleri çağırmaktır. Büyüme ve iyileşme faktörleriyle yüklü trombositler tamir elemanlarını ve kök hücrelerini hasarlı bölgeye çekmeyi başlatır. Ayrıca yeni damarların oluşmasına katkıda bulunarak o bölgenin kanlanmasını artırır.

Kanlanmanın artması hasarlı bölgenin daha iyi beslenmesi ve zararlı artıkların daha iyi atılması anlamına gelir. PRP’nin ilginç bir özelliği de oldukça dengeli bir büyüme faktörlerini içermesidir. PRP ile ihtiyaç duyulan faktörlerin tama yakını sağlanmış olur.

Ne sıklıkta kullanılır? Etkisi ne zaman başlar?
Genellikle 2-3 hafta veya ayda bir şeklinde 6 aylık dönem içinde 3 enjeksiyona kadar yapılabilir. İlk veya ikinci enjeksiyondan sonra tam iyileşme olabilir. PRP tedavisi hemen etki eden geçici bir çözüm değildir. Yaralı dokuların yenilenmesi ve tamiri zaman alacaktır. İşlem sonrası PRP’nin beklenen etkileri ile uygulanan bölgede ağrı, kızarıklık ve şişlik görülebilir. İşlemden sonra doku iyileşmesini hızlandırmak için fizik tedaviye devam edilebilir.

PRP tedavisinin amacı dokuları iyileştirerek ağrıyı geçirmek olduğu için, sonuçları almak uzun sürebilir. İlk iyileşme belirtileri birkaç hafta içinde görülebilir ve iyileşme zamanla artarak devam eder.

PRP uygulamasında hastaları dikkat edecekleri hususlar nelerdir?
PRP uygulanmadan bir hafta önce hastalar kortizon; ağrı kesicileri kullanmayı bırakmaları gerekmektedir. Hastalar uygulama sonrası buz, soğuk kompres, sıcak uygulama ve kortizon, ağrı kesicileri bir hafta kadar kullanmaması gerekmektedir.

Yan etki
PRP’nin yan etkisi yok denecek kadar azdır. Uygulamada steril koşullar ve uygun malzemelerle yapılmazsa allerji ve enfeksiyon görülebilir. Normalde PRP’de hastanın kendi kanı kullanıldığı için, enfeksiyon riski yoktur ve alerjik reaksiyon ihtimali ise çok düşüktür.

FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON UZMANI
DR. FİRUZAN ALTIN

Tagged under

Yediklerimiz karbonhidratlı besinler vücudun yakıtı olarak kullanılmak üzere şekere parçalanır. Daha sonra bu şeker kana geçer ve kan şekerimiz yükselir. İnsülin sağlıklı bireylerde kana geçen şekerin hücrelere taşımasını sağlar.
Pankreasta salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya etkisizliğinden dolayı kan da ki şeker seviyemiz yükselir buna da diyabet hastalığı denir. İnsülin etkisizliği insülin direncinden dolayı kaynaklanır (dokularda direnç olur ve salgılanan insülin artık yetersiz kalır).
Örnek vermek gerekirse bir sürü poşetle marketten gelmişsiniz ve evinize girmek istiyorsunuz ama ya anahtarınızı kaybetmişiniz yada anahtarınız artık kapıyı açmıyor dolayısıyla aldığınız erzakları pişiremiyor ve kullanamıyorsunuz→ yeteri kadar enerji olduğu halde kullanılamadığı için kan şeker seviyeniz yükseliyor.

Diyabetin Çeşitleri
Aşağı yukarı 50 çeşit şeker hastalığı vardır. En sık rastlanan:

  • Typ 1 Diyabet
  • Typ 2 Diyabet
  • Gebelik diyabeti

Tip 1 diyabet hastalığı neden oluşur ?
Sağlıklı bireylerde vücudu dışarıdan gelen yabancı etkenlere karşı korumakta görevli bir bağışıklık sistemi bulunur. Bu bağışıklık sistemi pankreasta bulunan kendi beta hücrelerini kendi tanıyamıyor ve yabancı olarak algılayıp saldırıyor. Böylelikle bu hücreleri kötü zannedip yıkıyor. Buna “otoimmün hastalıklar” denir. Pankreas bir daha insülin üretememektedir.

Tip 2 diyabet hastalığı neden oluşur?
Hem insülin eksikliği hem de etkisizliği görülür. Bunların sebepleri:

  • Fazla kilo
  • Hareketsizlik
  • Yanlış beslenme alışkanlıkları
  • Genler
  • İnsülin direnci yaş ilerledikçe artıyor

Diyabetin Belirtileri Nelerdir?
·         Sık idrara çıkma
·         Ağız kuruluğu
·         Çok su içme
·         Açlık hissi
·         Cilt yaralarının geç iyileşmesi
·         Kuru ve kaşıntılı bir cilt
·         Sık sık infeksiyon gelişmesi
·         Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir? 

  • Oral Antidiabetikler
  • İnsülin

Kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline ihtiyaç duyulabilir. Hangisinin tedavinin size uygun olduğunda doktorunuz karar verecektir.

  • Sağlıklı Beslenme

Diyabette Beslenme Tedavisi

  • Kan şekeri kontrolünün sağlamak
  • Fazla kilo var ise kilolardan kurtulmak
  • Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak
  • Diyabetin ileri dönemde ortaya çıkabilecek kronik komplikasyonlarını önlemek ve tedavi etmek
  • Yaşam süresini ve kalitesini yükseltmek hedef etmektedir

Diyabetli bireylerin beslenme tedavileri; yaşına, bo­yuna, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite durumuna, sosyo­ekonomik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına göre diyetisyen tarafından hazırlanır.
Beslenme programı ki­şiye özel hazırlanması gerekir. Tedavi şekline göre değişkenlik göstermektedir.
Diyabetli bireyler yeterli ve dengeli beslenebilmeleri için enerji ve tüm besin ögelerinden önerilen miktarlarda almaları gerekir.
Tip 2 diyabetik bireylerin % 80’i obezdir dolayısı sağlıklı kiloya ulaşmak hedeflenir.

Besin Öğeleri

Karbonhidratlar
En önemli enerji kaynağıdır. Günlük diyetle mutlaka alınmalıdır. Be­sinlerde bulunan karbonhidrat türleri şekerler, nişasta ve posa’dır.
İnsülin kullanan diyabetik bireylerde, yoğun insülin tedavisi alanlarda öğün ön­cesi insülin dozunun öğünün karbonhidrat içeriğine göre ayarlandığında toplam karbonhidrat miktarı glisemik kontrolü etkilememektedir.
Karışım insülin kullananlarda karbonhidrat miktarında gün gün tutarlılık olması ge­rekir.
Diyabetli bireye karbonhidrat kaynağı olarak önerilen besinler; tam taneli tahıllar, ekmek, kuru baklagiller, sebzeler, meyveler, süt ve süt ürün­leridir.

Posa
Yiyeceklerin sindirilemeyen kısmıdır. Diyet posasının vücuttaki etkileri;

  • Kan şekerini yavaş yükseltir,
  • İnsülin ihtiyacını azaltır,
  • Tokluk hissinin oluşmasını sağlayarak ağırlık kontrolüne yardımcı olur.

Protein
Diyabet vücudun protein gereksinimini etkilemez. Önerilen miktarlarda alınması gerekir.

Yağ
Sağlığın korunmasında diyetle alınan yağ dengede olması önerilmektedir.

Öğün sayısı ve zamanı
Yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim za­manları da büyük önem taşır. Önerilen besinle­rin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipo ve hiperglisemiyi önler. Uzun aralıklarla dü­zensiz yemek yenmesi hipo ve hiperglisemiye yol açar.

Öneriler

  •  Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli,
  • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli,
  •  Öğün atlanılmamalı,
  • İnsülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli,
  • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli,
  •  Sigaradan uzak durulmalıdır.

Beslenme ve Diyetetik Uzmanı
Dyt. Yelda Özel Dağcı

Tagged under

Yılbaşı gecesi sofralarda genelde daha çok çeşit bulunur dolayısıyla tüketim artar bu da fazla kalori almaya sebep olur. Alkol fazla alınır, daha yağlı ve zararlı besinler tüketilir. Ancak yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi nasıl olsa akşam fazla yiyeceğim diyerek bütün gün aç kalmaktır.

Bu davranış akşama kadar çok fazla acıkmamızı ve dolayısıyla kontrolsüz bir şekilde yemek yememizi sağlar. Aç kalan bir vücut besinleri yakmak yerine bir sonraki açlık döneminde kullanmak için depolar, metabolizma yavaşlar. Bu yüzden güne güzel bir kahvaltı ile başlamak gerekir. Akşam et tüketilecekse öğlen daha hafif ve sebze ağırlıklı beslenmek gerekir. Mutlaka ara öğünleri atlamamaya özen göstermeli. Ara öğünlerde meyve veya yoğurt tercih edilmelidir. Gün boyunca bisküvi, poğaça, şekerli içeceklerden uzak durmak gerekir.

Yılbaşında Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Yılbaşı sofralarında sucuk, salam ve pastırma gibi şarküteri ürünlerini tüketmemeye özen gösterin. Bu besinlerin içeriğindeki doymuş yağ asitleri özellikle kalp damar sağlığını olumsuz etkiler. Eğer tüketmekten kaçınamıyor iseniz miktarı bir yumurta büyüklüğünü geçmesin. Şarküteri ürünlerinin içeriğindeki nitrit ve nitratın etkilerini minimuma indirmek için C vitamininden zengin yiyecekleri ile beraber tüketin. Domates, yeşilbiber bol maydanoz ve limon ilave edilmiş bir salata en uygun seçenek olacaktır.
  • Kırmızı et yerine balık, tavuk ve hindiyi tercih edin. Beyaz etin kolesterol oranı çok düşüktür ve kırmızı ete göre sindirimi daha kolaydır. Yılbaşı hindisini fırında az yağlı pişirmek iyi bir seçenek olacaktır.
  • Pişirdiğiniz yemeklerde tereyağı ve margarin gibi katı yağlar yerine sıvı yağları, özellikle zeytinyağı kullanın.
  • Az yağ kullanmaya özen gösterin!
  • Azar azar ve yavaş yiyin. Hızlı yerken daha çok insülin salgılanır, bu da hem yağın vücutta depolanmasına, hem de karaciğerde kolesterol yapımının artmasına neden olur.
  • Kuruyemişler özellikle kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli etkilere sahip besin maddeleridir. Kuru yemişlerde bulunan doymamış yağ asitleri ile bitkisel steroller kolesterolü düşürür. Ama aşırı tüketilmemelidir.
  • Antioksidan etkisi bulunan meyve ve sebzeye ağırlık verin.
  • Alkol kullanıyorsanız kırmızı şarabı tercih edin; bir iki kadeh tüketin. Kırmızı şarap iyi huylu HDL kolesterolü yükseltmeye faydalıdır. Yılbaşı gecesinde yemekler kadar alkol tüketiminde de aşırıya kaçılmaktadır. Alkolün ve yemeğin fazla tüketilmesiyle hem alınan enerji artacak hem de bir gün sonra baş ağrısı, yorgunluk, mide ağrıları, bulantı, kusma, ağırlık hissi ortaya çıkacaktır.  
  • Yemeklerinize 2-3 diş sarımsak ekleyin. Sarımsak bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri içerir. Kan damarlarını genişletir, kanın pıhtılaşma oranını azaltıp damar tıkanmasını önler.
  • Kuru fasulye, barbunya, nohut, mercimek gibi kuru baklagilleri menünüze ekleyin Kuru baklagiller çok besleyicidir, kal kalp hastalıkları ve kanserden koruyucu maddeler içerir. Diyet lif deposudur. Diyet lifi, yüksek tansiyonu ve kötü kolesterolü düşürür; kan şekerinin yükselmesini, kabızlığı ve kalınbağırsak kanserini önler.

 Yılbaşı Menüsü İçin Tüketebileceğiniz Yiyecekler

Salatalar: Her çeşit mayonezsiz, 1 tatlı kaşığı yağ ile hazırlanmış salata
Zeytinyağlılar: Zeytinyağlı yemeklerden birer kaşık
Tatlılar: Tercihinizi sütlü tatlılardan yana kullanın mesela sütlaç, muhallebi, kazandibi (1 küçük porsiyon olmak şartı ile)
Et, tavuk, balık, hindi; 1 porsiyon
Pilav; 4 yemek kaşığı
Kuruyemişler: 1 çay bardağı kadar ceviz, badem, fındık
Meyve: Tatlı yenmediği takdirde 2 porsiyon tüketilebilir (1 porsiyon = 1 avuç içi kadar)
Alkol: 1-2 kadeh kırmızı şarap

Yılbaşı Sonrası İçin Öneriler
Eğer alkol aldıysanız gün boyunca bol su içmeye özen gösterin. En az 2-2,5 litre su içiniz.
Yeni yıla uyanınca; 2 bardak su ile başlayınız.

Yeni yılın ilk kahvaltısında meyve tüketiniz. Meyve suyu ya da meyve, maydanoz kahvaltınızda mutlaka olsun.
Öğle ve akşam yemeklerinizin daha hafif seçmeye özen gösterin. Tercihiniz sebze ya da kuru baklagil yemeklerinden yana olsun.

Gün içinde 1-2 fincan bitki çayı içebilirsiniz.
Akşam yemeğinden sonra ise; 1 küçük kase probiyotik yoğurt ve 1 dilim ananas içeren bir ara öğün; hem sindirim sorunlarına hem de ödeme iyi gelecektir.
Yılbaşı ertesinde aldığınız fazla kalorileri harcamak için günlük fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Mümkünse açık havada 1-1,5 saatlik bir yürüyüş yeni yıla güzel başlamanızı sağlar.

 

MUTLU YILLAR!
Beslenme ve Diyetetik Uzm.
Yelda Özel Dağcı

Tagged under
Tagged under

Öğretmenlik, karşılığını düşünmeden çok fazla çaba ve emek sarf edilen en kutsal mesleklerden biridir. Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Uzmanları, öğretmenlerin meslek hayatları boyunca ses ve göğüs sorunları, ortopedik rahatsızlıklar gibi birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek, bu hastalıklara karşı çeşitli önerilerde bulundular.

Mentollü Nefes Açıcılar Ses Tellerinde Kuruma Yapıyor

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr.Ali Akın Erkan, meslek gereği sesini yoğun olarak kullanan öğretmenlerde,  sıklıkla ses kısıklığı, ses tellerinde ödem, nodül ve polip gibi hastalıklara rastlandığını söylüyor. Bu hastalıkların önüne geçmek için ilk adım olarak sigaranın bırakılması ve pasif içicilik söz konusu olduğu için sigara içilen yerlerde bulunmaktan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Dr. Erkan,  diğer önerileri şöyle sıralıyor:

  • Sık sık boğaz temizleme alışkanlığı varsa, bu alışkanlıktan vazgeçilmeli. Bu gereksinim hissedildiğinde bunun yerine birkaç yudum su içilmeli. 
  • Ses tellerinde kurumaya yol açabilen mentollü nefes açıcı, şeker ve pastillerden, kurumayla birlikte ses tellerinde salgı artışına da neden olan kafeinli, baharatlı ve asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı. Ayrıca bazı ilaçlar ses telleriyle beraber boğazda da kurumaya neden olduğu için ilaç kullanımından önce uzman hekime danışılmalı. 
  • Düzenli uykuya özen gösterilmeli; gün içinde zorunlu olarak uzun süre konuşarak ses yorulduysa  mutlaka bir süre konuşmayarak ses dinlendirmeli.

 Yumuşak Tabanlı Ayakkabı Tercih Edilmeli
Öğretmenleri uzun süre ayakta kalmamaları konusunda uyaran Ortopedi Uzmanı Dr.Ufuk Öztürk de, uzun süre ayakta durmanın bel ağrısı ve ayak ağrılarını da beraberinde getireceğini ifade ediyor. Dr. Öztürk öğretmenlerin uygun ayakkabı seçimine de dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, “Öğretmenlerimiz topuklu ayakkabıdan kaçınmalı, ön kısmı geniş, yumuşak tabanlı ayakkabıları tercih etmeliler.” diye konuşuyor.

Tahtada Yazı Yazarken Omuza Dikkat!
Öğretmenlerde diğer sık görülen bir sorun da omuz ağrılarıdır. Tahtaya uzun süre yazı yazanlarda omuz çevresinde adale sıkışması sorunları görülebiliyor. Dr. Öztürk bu sorun için ise, olabildiğince baş üstü seviyesinde yazı yazmamayı, tahtanın silinmesinde öğrencilerden yardım almayı ve ağır taşımamayı çözüm olarak gösteriyor.

Sınıflar Sıklıkla Havalandırılmalı
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ebru Duygu ise, öğretmenlerin sık yaşabileceği sorunlardan biri olan solunum yollarında gelişen enfeksiyonlar ve alerjiye dikkat çekiyor.

Dr. Duygu şunları belirtiyor:
“Kış aylarında kapalı ortamlarda toplu yaşam, solunum sistemi hastalıkları açısından önemli bir risk. Ortamda bulaşıcı bir hastalığı olan kişinin varlığı, o havayı soluyan herkesi hastalık açısından riskli konuma getiriyor. Vücut direnci düşük olanlar ya da alerjik bünyesi olanlar daha çabuk etkilenebiliyor.

Özellikle kış aylarında, teneffüslerde öğrencilerin üşümemesi için sınıfların havalandırılmaması durumunda, kirli hava büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca kapalı ortamlardaki tebeşir tozu, kokulu kalemler, yapıştırıcılardan çıkan kimyasal kokular da alerjik bünyeli kişilerde ve astım hastalarında nefes darlığı ve öksürük yakınmalarının başlamasına neden olabiliyor. Tüm bu nedenlerle, kapalı ortamların sık havalandırılması riskleri en az seviyeye indirmek açısından önemli ve gerekli.”

YEDİKULE SURP PIRGİÇ ERMENİ HASTANESİ TÜM ÖĞRETMENLERİMİZİN, 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ SAĞLIKLA KUTLAR.

Tagged under

İstanbul doğumludur. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden mezun olmuştur. Yüksek Lisans İhtisasını Klinik Psikoloji üzerine Bahçeşehir Üniversitesinde tamamlamıştır.

Tagged under

1967 doğumludur. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuştur. İhtisasını Radyoloji olarak İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden almıştır.

Tagged under

Bebek Ruh Sağlığı deyince eminim herkesin aklına şöyle bir soru geliyordur? Nasıl yani bebek bir psikoloğun veya psikiyatrın karşısına geçip sorunlarını mı anlatacak?
Bunu nasıl yapabilir ki?” Elbette böyle değil. Peki o zaman bebek ruh sağlığı nedir?
Oysa ki ruh sağlığı alanında çalışan tüm profesyoneller bilir ki bebeklik ve erken çocukluk döneminde yaşanan pek çok deneyim ileri yaşlarda bireyin ruhsal, bedensel, sosyal ve bilişsel gelişimini etkiler. Bu nedenle, bebeklik ve erken çocukluk döneminde ruh sağlığının ve gelişimin korunması yaşam boyu ruhsal bozuklukların önlenmesinde anahtar rol oynar.
Bebek ruh sağlığın merkezinde 0-3 yaş başta olmak üzere ilk 5 yaşta sosyal-duygusal gelişim kapasitesi ve diğerleriyle kurdukları ilişki yer alır.

BEBEK RUH SAĞLIĞI NEDEN ÖNEMLİDİR?
Yaşamın ilk yılları çocuğun sosyal-duygusal gelişiminin temellerini oluşturur. Sosyal gelişim diğerleriyle sağlıklı ilişkiler kurabilme ve sosyal kuralları ve standartları öğrenebilme ve uygulayabilme becerisidir. Duygusal gelişim ise kendisi ve diğerlerinin olumlu veya olumsuz duygusal deneyimlerini anlayabilme kapasitesi ve duyguları kültürel yapıya uygun bir biçimde kontrol etme ve düzenleme becerisini kapsar. Sosyal-duygusal gelişimin önemli parçaları olan öz-değerlilik, öz güven ve özdenetim gibi yapıların sağlıklı gelişimi yaşamın ilk yıllarında gerçekleşir. Sonuç olarak bebeklik dönemindeki sağlıklı sosyal-duygusal gelişim çocuğun okul ve yaşamdaki başarısı için hayati rol oynar.

BEBEKLERDE SAĞLIKLI RUHSAL GELİŞİM NASIL GERÇEKLEŞİR?
Bebeğin sağlıklı sosyal-duygusal gelişimini sağlayan ve ruh sağlığını güçlendiren en önemli şey kurduğu ilişkilerdir. Hepimizin bildiği gibi sevgi ve ilgiyle bakıp büyütmek bebekle kurulan ilişkinin temelini oluşturur. İyilik ve nezaketle büyütülen ve desteklenen bebekler duygusal olarak değerli ve güvende his ederler. Ayrıca bilirler ki tehlikeli bir durumla karşılaştıklarında onları koruyacak ve sevecek biri vardır. Bu hisler de onların dünyasını ve yeni şeyleri ilgiyle, merakla ve güven içerisinde keşfetmelerini ve başarılı deneyimler elde etmelerini sağlar.

ANNE-BABALAR BEBEKLERİN RUHSAL OLARAK SAĞLIKLI OLMASI İÇİN NE YAPMALILAR?
1. Bebeklerini ruhen ve fizikken besleyen ilişkilerle sarıp sarmalamak
2. Mutlu olmak: gülmek, kahkalarla gülmek, eğlenmek
3. Güvenli bir çevre oluşturmak
4. Sabit, belirli ve tutarlı bakım verenler sağlamak
5. Çocuğun işaretlerini doğru anlayıp yanıt vermek
6. Birlikte kaliteli, telaşsız ve güzel zamanlar geçirmek
7. Korktuklarında, canları acıdığında kızdıklarında rahatlatmak ve güvence vermek
8. Bebekte güvenlik duygusunu pekiştirecek ve anne-babaların ne beklediğini anlayabilecek rutinler oluşturmak
9. Gelişimsel evreleri öğrenmek ve uygun beklentiler içerisinde olmak
10. Model olmak
11. Sosyal-duygusal gelişim sorunlarının işaretlerini erken yakalamak

BEBEKLERDE VE KÜÇÜK ÇOCUKLARDA RUHSAL SORUNLAR OLDUĞUNU GÖSTEREN İŞARETLER NELER OLABİLİR?

0-3 YAŞ ARASI ÇOCUKLARDA
Çok az duygu ifadesi göstermek
Görsel uyaranlara, seslere ve dokunulmaya ilgi göstermeme
Dokunulmaktan, kucağa alınmaktan ve oyun oynamaktan kaçınma veya ret etme
Yatıştırmakta (teskin etmekte) ve teselli etmekte (avutmakta) zorluk
Kendi kendini rahatlatamama ve sakinleştirememe
Aşırı korkulu ve tetikte olma
Rahatlamak veya sakinleşmek için tanıdığı yetişkinlerden yardım arayışı içinde olmama
Ani tehlikeli davranış değişiklikleri sergileme
Okul öncesi çocuklarda
Yaşıtlarıyla veya oyuncaklarla oynamama
Konuşma, dil, iletişim sorunları
Sık kavga etme
Olağandışı korkular
İçe çekilme ve üzüntülü olma
Dil, motor, tuvalet alışkanlığı gibi erken kazanılan becerilerde gerileme
Ani davranış değişiklikleri
Kendine ve diğerlerine zarar verme

Aileler bu davranış ve durumlarla karşılaştıklarında neler yapabilir?
Ailelerin ya kendileri ya da aile hekimleri veya çocuk doktorlarının yönlendirilmesiyle bebek ve küçük çocuklarda deneyimli çocuk ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlardan yardım almaları uygun olur.


DOÇ. DR. DİDEM ÖZTOP
ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİ RANDEVU & DANIŞMA İÇİN: 582 50 50-1409
 

 
Tagged under
Tagged under
Page 1 of 34

Twitter

surppirgic @cembilgin1965 Hastanemizin tarihçesine https://t.co/jnjhzK8z3t linkten ulaşabilirsiniz. Yapmış olduğunuz bildiri… https://t.co/Y3G2JVGrKf
surppirgic @cembilgin1965 Sayın Cem Bilgin, Öncelikle hastanemize göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz. Güvenlik görev… https://t.co/8sGSwEW9BM